|
AFİŞ KAHRAMANLARI ELİF VE ESRA AKŞİT'İN İNTERNET SİTESİ |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMİ Tatil için İzmit'e dedemlere gittik. Dedem, bizim için evin üst katına bir teras katı yaptırmıştı. Yani biz geldiğimiz zaman, orada kalalım, rahat edelim diye. Biz ailecek orada 15 gün kaldık. Ondan sonra Adapazarı'na Enver dedemlere gittik. Tekrar İzmit'e geldiğimiz zaman, babamın izni bitmişti. Afyon Başmakçı'ya dönmek zorundaydı. Annem de Matematik dersine çalışıyordu. Annem Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünde okuyordu. Matematik dersini de Burak dayım biliyordu. Annem kalmak istedi. Babam da gönlü olmasa da annem ders çalışsın diye 15 Ağustos 1999 tarihinde gece trenle gitti.
İşte babam,
yanımızda yokken, İzmit'te 17 Ağustos 1999 depremine yakalandık.
Çok sevdiğim Yaşar dedem öldü. 38 saat sonra bizi
kurtardılar. Annem, Esra ve Anneannem ile birlikte, dedemin
yaptırdığı 7 katlı binanın üçüncü katında iken deprem oldu. Yaz
günüydü. O gün
17 Ağustos
1999 gecesi, teyzemin oğlu Cömert abi gelmişti dedemin evine...
Yatmak için teras katına çıktığımız zaman, Burak dayım ile Cömert
abim ders çalışıyordu. Annem de onlara kolaylık olsun diye,
"İsterseniz siz burada yatın, ders çalıştıktan sonra uyursunuz.
Ben çocuklarla aşağı kata ineyim" dedi. Onlar da tamam
demişler. Ve biz böylece kendi elimizle, kendi irademizle alt kata
indik. Deprem olacağını nereden bilebilirdik değil mi ama?
Ondan sonra,
malum hadise oldu... Dedem bizi uyandırdı. Annem, beni ve Esra'yı
kucağına aldı. Ben bir gürültü oluyordu. Ama ne olduğunu
bilmiyordum. Dedem deprem oluyor, kalkın diye bağırdı. Bir daha
dedemin sesini duyamadık. Üzerimize tonlarca ağırlık çöktü. Ama
nasıl olduysa bir çekyatın L şeklinde üzerimize gelip bizi
koruduğunu gördük. Annem sağ kucağına beni, sol kucağını Esra'yı
almıştı. Annemin ayakları havaya doğru kalkmıştı. Biz o daracık
yerde tam 38 saat hayat mücadelesi verdik. Bu arada artçı
depremler oluyordu. Sarsılıyorduk. Acıkmıştık, susamıştık. Ama
bize ne bir bardak su veren, ne de yemek veren vardı. Ben o zaman
5, Esra 2 yaşındaydı.
Babam, biz
enkaz altında iken, Başmakçı'da imiş. Haber alınca, hemen komşumuz
ve Müftülük Memuru olan Hüsamettin abi, Abdurrahman ve Hamdi
Gönüllü abilerle arabayla İzmit'e gelmişler.
Murat dayım
babamı aramış ve demiş ki: Enişte, annem, babam, Meral, Elif ve
Esra ağır yaralı... Ondan sonra, İzmit'te Sefa Sirmen
tesislerinde buluşmuşlar. Fikret eniştem, babamı görünce ona
sarılmış ve demiş ki: "Vehbi, başın sağolsun. Hepsini kaybettik."
demiş. Yani bizden haber alamayınca, 7 katlı binanın altında
sesimiz çıkmayınca artık bizim öldüğümüze inanmışlar.
Daha sonra,
babam tabi ki bizler için çok üzülmüş. Bari cenazelerini alalım da
son görevimizi yapalım demiş. 7 katlı binayı ve bizim kaldığımız
teras katın yol ile aynı hizada olduğunu görünce olduğu yere
yığılmış.
İşte o arada,
Abdurrahman Gönüllü abi, yıkılan evin üzerinde dolaşırken Elif,
Esra diye bağırırken, bizler duyuyorduk. Ama sesimizi
duyuramıyorduk. Anneannemin sesini duymuş. Ve babam anneannem ile
konuşmuş. Ondan sonra bizi oradan çıkarmak için, çok uğraşmışlar.
Önce anneannem çıkmış, ondan sonra biz. Ben burada Hüsamettin
Abime, Hamdi Abime ve Abdurrahman Gönüllü abilerime çok teşekkür
ediyorum. Ben, kardeşim, annem ve ananem yaşıyorsak bunu Gönüllü
kardeşlere borçluyuz.
İşte
bizim oradan çıkarılıp, ambulansa bindirilirken Cemal KAPLAN
abinin çektiği bu fotoğrafla biz meşhur olduk.
Annem hava
sıcak olduğu için üzerimizdeki atletleri çıkarmıştı. Fotoğrafta
gördüğünüz gibi, bizi kucağına alan Sevil yengemiz bizler
ilgilenirken, annem hala enkaz altındaydı. İşte Esra'nın bu bakışı
binlerce fotoğraftan biriydi. Bu fotoğraf, 20 Ağustos 1999
Cuma günü bütün gazetelerde hemen hemen yayınlanmıştı.
Daha sonra
görüştüğümüz Cemal KAPLAN bu resmi öyle dikkatli bir şekilde
çekmemiş. Elif ile Esra ambulansa bindirilirken, elini havaya
kaldırarak görmeden çekmiş fotoğrafı.
Bizi hemen bir
hastaneye götürdüler. Çok sevinçliydik. Hemen konuşmaya başladık.
Babam hemen yanımızdaydı. Sarıldık birbirimize, öptük doyasıya...
Çok susamıştık, çok acıkmıştık. Bizim dudaklarımıza pamukla su
verdiler. Yavaş yavaş suya hasretimiz bitti.
Biz
hastanedeyken, annem ile babam da geldi.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||